18 Ekim 2017

Paşamandıra, ±113


15 Ekim 1928, Almanya'dan hareket eden dünyanın en büyük hava gemisi Graf Zeppelin Amerika'da New Jersey'e ulaştı. Uçuş 111 saat sürdü. Biz de 15 Ekim 2017 sabahı 08.15’de evden çıkıp 113 km sonra akşam saat 20.15’de eve dönmüş olduk. İstanbul’da halen var olan yeşil alanlar, köy yolları, temiz hava bulabileceğiniz güzel bir coğrafya; Akbaba, Dereseki, Paşamandıra, Öğümce, Mahmutşevketpaşa, Zerzavatçı... taraflarını pedalladık, Serhan, Haluk, Nurhan, Varujan, Gültekin ve son dakika Mehmet ile.

Gün olmuyor ki İstanbul’la ilgili akıl almaz niyetler, kararlar alınmıyor/uygulanmıyor.

Üsküdar İskele Meydanı’nda bulunan Mimar Sinan’ın yaptığı 469 yıllık Mihrimah Sultan Medresesi’nin tavanını tamamen aynalarla kapladılar. Tarihi caminin 16 odalı medresesi 1994 yılından bu yana tıp merkezi olarak kullanılıyor. Merkezde göz ve göğüs hastalıklarından nörolojiye, dermatolojiden psikiyatriye kadar birçok alanda hizmet veriliyor. Merkezin hasta kabul ve kayıt alanı olarak kullanılan, asırlara meydan okuyan avlusunu görenler ise hayrete düşüyor. Zira tarihi binanın tavanı tamamen aynayla kaplı. Tüm tavanın ayna olması, tarihi medresede neresi taban neresi tavan karmaşası yaşatıyor.

1548’de açılan eserde 5 kubbe, 2 minare ve 16 odalı medrese, Rüstem Paşa’nın oğlu Osman Ağa’ya ve Kaptan-ı Derya Sinan Paşa’ya ait 2 türbe ve Sıbyan Mektebi bulunmaktadır.















Herhalde bu fikri veren çocukluğundan kalma lunaparktaki aynalı odadan çık(a)mamış daha.

Kuleli'nin Bahçesi ‘Paylaşılamıyor’. Kapatılan Kuleli Askeri Lisesi’nin bahçesi, iki bakanlığı karşı karşıya getirdi. Milli Savunma Bakanlığı müze olarak sadece binayı vermekte diretince, 180 dönümlük bahçenin bir bölümünü de isteyen Kültür ve Turizm Bakanlığı ile görüşmeler tıkandı.

Sultan 2. Mahmud’un süvari birlikleri için inşa ettirdiği kışla, Kuleli Askeri Lisesi’nin ilk yapısıydı. Abdülmecid devrinde, 1843’te kışlanın yenisi inşa edildi. İki tarafına da kuleler yapıldığından kışlaya bu tarihten itibaren Kuleli Kışla denilmeye başlandı. Dönem dönem hastane olarak da kullanılan bina Sultan Abdülaziz devrinde, 1871’de ana duvarları kâgir, iç bölmeleri, tavan ve tabanları ahşap olarak iki kat halinde inşa edilerek, kışlanın bugünkü hali ortaya çıktı. 1925 yılında okul “Kuleli Askeri Lisesi” olarak bugünkü adını aldı. 1940’lı yıllarda yine hastane olarak kullanıldı. Lise II. Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sonra, 1947’de tekrar İstanbul’a taşındı.













OHAL ile akıllarına geleni yapmaktalar. Kalkınca bu keyfi uygulamalar ne olacak?

Akbaba’da güzelce kahvaltı ediyoruz. Bir yandan da Gültekin’in son Avrupa turunu dinlemekteyiz. Hem ziyaret hem ticaret yapmış. Gidip Almanya’dan aldığı bisikletle Atina’ya kadar pedallamış, bir kaç arkadaşıyla. Kaldığı yerler, geçtiği yollar... dinlemesi çok güzel. Yaşamak daha da keyiflidir.

Bu arada Akbaba’ya gelmeden kazılmış koca bir çukur var, kanal açıyorlar galiba. Yolu üstten döndürmekteler. Haluk’la geride kaldığımdan dolanmamak için kapalı bölümü iterek geçtik. Biraz çamura batsak da zaman kazanmış olduk.

Dereseki sağlam bir tırmanış, her zamanki gibi (%12-15 arası değişir). Sonrası otoyol, kaymak asfalt. Alibahadır’a girerek yolun eğimini hafifletebilirsin. Hem de köy içinden geçersin. Bugün Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu’nun İstanbul ayağı koşulmakta. Nedense kimsenin ilgisini çekmedi. Zaten katılanlar, performans falan oldukça düşük sürüyor. Gittiğimiz bölgeden geçecek, ama otoyoldan. F1 pistinde başlayıp 3. Köprü yolundan Sultan Ahmet’e gelecekler. Hani etabın tamamını F1 içinde de yapabilirlerdi. Dünyada bir ilke de imza atılmış olunurdu.

Paşamandıra’da Firuzan’ın köpek sahiplendirdiği bir çiftliğe uğruyoruz, Romanov Koyunları yetiştirilmekte. Mişa bir Kangal. Firu’yu görür görmez zaten kucağına atlıyor. Daha 1 yaşında. Kedilerle arası çok iyi. Çiftlik sahibesi de köpeği çok sevmiş, artık buranın bir parçası diyor. Firu’nun yüzü gülüyor, bir köpek yuva sahibi oldu. O kadar çok köpek var ki sahiplenilmeyi bekleyen.

Romanov Koyunu'nun anavatanı Rusya'dır. Genel olarak Volga bölgesindedir. Romanov kenti adını Romoanov koyunlarından almıştır.

Romanov Koyunu ilk olarak 18. yüzyılda Rusya'da fark edildi. Yılda iki kez doğuran Romanov Koyunları bir seferde, 2-3-4-5-6 adede kadar kuzu vermektedir. Beslenme durumuna göre kuzu sayısı artmaktadır. Romanov 
kısa kuyruklu bir koyun ırkıdır. Doğduklarında renkleri saf siyahtır, daha sonra rengi hızla griye dönüşmektedir. Erkek Romanov Koyunu'nun ortalama ağırlığı 55-80 kilogram iken, dişilerinin ağırlığı 40-50 kilogram arasındadır.

Paşamandıra’dan ekmeklerimizi yumurtalarımızı aldık. Ekmekler çok lezzetli, somunu 6 lira olmuş, yumurtalar 1 liradan. Yol üzerinde bu çeşit malzeme satan çokça tezgah var, domates, kabak, biber, salata... Hatta çok da güzel turşular alıcılarını beklemekte. Emekli bir öğretmen bey yanımıza kadar gelerek tattırdı. Gelecek sefer almadan geçmeyeceğim, çok lezzetliydi. Riva deresi kenarı yeşil bahçeler içinde restoranlarla dolu. Hepsi birbirinden güzel. Buraları yiyecek pek çok şey sunmakta, kendin pişir kendin ye durumları da var. Hava da açmaya başlıyor, ısındıkça daha da keyif vermekte. Yol boyunca at çiftlikleri, muhteşem, alabildiğine yeşil ovalar ve Cam Ocağı’nın yanından geçmekteyiz. Buradaki etkinliklere gelmek bir tur programı olabilir. Bir tarihte gelmiştim, çok etkileyici sunumlar oluyor. Cam hamurunun döndüre döndüre - üfleye üfleye aldığı form, ustaların maharetleriyle.

Öğümce’yi geçip Bozhane’ye girmeden sağdan ayrılan yoldan M. Şevketpaşa yönüne girmemizle tırmanış da başlıyor. Turun ikinci rampası. Buraya kadar düzgün olan asfalt artık eskimiş olana yerini bırakıyor.

Zeplin, bir tür hava gemisi olup, ulaşım aracı olarak kullanılan itme kuvvetiyle yol almalarını sağlayan motorları ve havada yönlenmesini sağlayan dümenleri olan puro biçiminde ve altında yolcu kabini bulunan güdümlü balonların genel adıdır. Omurgalı güdümlü balonların en başarılı yapımcısı olan Kont Ferdinand von Zeppelin adlı Alman, güdümlü balonların isim babasıdır. İlk zamanlar hidrojen ile dolu olmasına karşın 1937'de
Hindenburg faciası üzerine hidrojen yerine helyum kullanılmaya başlanmıştır.

1927 sonbaharında L-59 adını taşıyan bir zeplin havada 96 saat kalarak 7.000 km yol aldı. 1928'de Dr. Eckener tarafından yönetilen Graf Zeplin Atlas Okyanusu'nu aştı. Graf Zeplin ve yerine geçen Hindenburg, uzun yıllar yük ve yolcu taşımada kullanıldı. Zeplinler, II. Dünya Savaşı öncesine dek 52.000 kişiyi Atlas Okyanusu'nun iki kıyısı arasında taşıdıktan sonra, yeni yolcu uçaklarının geliştirilmesi ve kaza ve kayıp olaylarının çoğalması nedeniyle 1950’lere gelmeden üretimden kaldırıldı. 












3. Köprü bağlantı yolunun üzerini bir viyadükle geçtik. Daha önceleri burayı sert bir şekilde iner sonra çıkardık, çoğumuz iterdi, çok dikti ve topraktı. Yol çalışması nedeniyle etraf perişan edilmişti. Bu yolları açmak için kesilen ağaçlar, yuvalarından edilen yaban hayvanları. Çok yazıldı çizildi, fayda etti mi? Sanmıyorum. Doğayı tahrip etmeye devam ediyoruz. Beton yığınına dönüştü İstanbul. Bu kadar büyütürsen, sadece İstanbul dersen altından kalkamayacağın büyük sorunların olur. Ne yapsan çözemezsin! Tüm Anadolu buraya akıyor. Metro projeleri yavaş ilerliyor, yeni yollar çare olmuyor. Her gün daha beter oluyor. İstanbul nefes alamıyor, hayatta kalması mümkün değil!

Bu bölge çok güzel, zevkle bisiklete biniyorsun. Halen var olması büyük bir nimet. Yol boyunca piknik için kenara çekilmiş çokça araba vardı. Daracık yolda son sürat giden TIR tarafından ezilmeden, köpeklerin yanından selamlaşarak, zaman zaman birbirimizi bekleyerek, bolca sohbet ederek M. Şevketpaşa’ya geldik. Acıkanlar lahmacun ve çorbaya daldılar. Yanında kumanyası olan da çay/ıhlamur eşliğinde, buradaki 200 yıllık çınar ağacının altındaki kahvede doydu. Sürpriz telefon Mehmet’ten geldi, Zerzavatçı’daymış, aramıza katılıp yolun geri kalanını birlikte pedalladık. 3. rampa MŞP sonrası geldi. Tepe noktasında çekilen bir foto, Zerzavatçı’yı pas geçtik ve 4. rampayı da geride bırakıp Kavacık’a yöneldik. Kavacık sonrası artık şehir trafiğinin içindeydik. Buraya kadar soluduğumuz temiz havanın yerini egzoz kokusu ve korna sesi aldı.

Gültekin Kavacık’ta ayrıldı, Üsküdar’da da Nurhan. Serhan ve Varujan Beşiktaş’a geçti, Kızıltoprak’ta da Mehmet ve Haluk’a el salladık. Bizim daha 10 km yolumuz var. Hava kararmakta, sabrımızın ve enerjimizin sonuna yaklaşmaktayız.










Paşamandıra, ±113: (Dudullu-Beylerbeyi)-Beykoz-Akbaba-Dereseki-Alibahadır-Paşamandıra-Öğümce-MŞP-Zerzavatçı-Kavacık-A.Hisarı-Üsküdar-Kadıköy-(Dudullu)

Tur tarihi: 15 Ekim 2017
Kat edilen mesafe: 113,37 km.
Ortalama hız: 13 km/sa.
Bisiklete biniş süresi 8 sa. 44 dk., dışarıda geçen süre 11 sa. 43 dk.
En yüksek sıcaklık 30 ˚C, en düşük 13 ˚C, ortalama 19,6 ˚C
İrtifa kazancı (çıkış) 1834 m, kaybı (iniş) 1820 m.
En düşük irtifa 0 m., en yüksek 252 m.

Garmin yol bilgileri Paşamandıra,±113

Relive yol bilgileri Paşamandıra,±113




























































Foto katkıları için Varujan’a teşekkürler.