16 Şubat 2015

Zerzevatçı’ya Gider İken Aldı Da Bir Yağmur / Şeker Çocuk Uykudan Uyanmış Gözleri Mahmur

Güzel nakışlı / Masum bakışlı / Irmak akışlı
Ah bu çocuklar / Şeker çocuklar

Oynayıp koşar / Durmayıp coşar / Günahsız yaşar
Ah bu çocuklar / Şeker çocuklar

Evin ziyneti / Gönlün neşesi / Hakk'ın nimeti
Ah bu çocuklar / Şeker çocuklar

İlgiyi sezer / Güllere benzer / Sevgisi yeter
Ah bu çocuklar / Şeker çocuklar

Hayati Otyakmaz

Bu gezimizi gelmeyen Şeker Çocuklar’a armağan ediyoruz.

Yağmurla başlıyoruz. Telefonlar, kararsızlar, şeker çocuklar... Erimeyiz dedik ve basıyoruz pedallara. Üsküdar’dan 9 kişi çıkıyoruz yola: Haldun, Candan, İhsan, Levent, Mehmet, Ali ve yeni arkadaşımız Düşra.

Yağmur şiddetini arttırıyor. Gözlükler damla damla. Yandan geçen arabaların sıçrattığı su daha beter, çamurlu. Düşra bayağı pedal basıyor. Harika.

Beykoz’a kadar acayip yağıyor. Ara sıra kesilse de yağmur altında sürüyoruz.

Gültekin’i arıyor gözlerimiz Beykoz’da. Yoksa tırstı mı? Tam telefon edecekken çıkıveriyor köşeden. Haydi 10’lu olarak devam.

Akbaba kahvaltı molamız. Yolu biraz şaşırıyorum. Levent uyarıyor. Yok diyorum, bir de onu şaşkınlıkla suçluyorum. Ne ayıp! Soldan Tokatköy’e gidiyoruz. Neyse sağdan tekrar Akbaba yolunu bulup pedallıyoruz.

Bizimkiler, arkada kalanlar gelmişler bile. Tam yerleşecekken birden daha kalabalık bir bisikletli grubu geliyor. Pedalşörler diyor Haldun. Çok kalabalıklar, çok da gürültücü. Biri gelip kendini tanıştırıp domatesimi kapıyor. Hoppaaa... durumları.

Burası bize fazla gürültülü. İhsan en iyi teklifi yapıyor. Karşı kahve bizi paklar. Aynen transfer.

Çaylara zam yapmışlar, 1 lira. Çok bize, uymaz! Gene de 3’er yuvarlıyoruz.

Rampa çıkışı sonrası tepe nokta. Arka dişlilerin kaçar olduğu üzerine geçiyor. Bendeki 32’ymiş. Candan 36 taktırmış. Şimdi anlaşıldı neden rampaları kolay çıkıyor. Sıkıysa 32’yle çık, diyemedim. Ben çıkamadığımda itiyorum. Gültekin de itiyormuş. Ayıp değil ki.

Candan’dan alınan teknik bilgi sonrası Zerzevatçı’ya doğru devam ediyoruz.

Okuduğum bir araştırma aklıma geldi. Akademisyen Tamer  Özsoy’un internet bağımlılığı ile ilgili çalışması: Fastfood’dan Facebook’a... Burada yeni gelişen bağımlılık kavramları ve internet kullanıcılarını bekleyen hastalıklar sıralanmış.

Ego Sörfü̈: Düzenli aralıklarla internette kendi ismini aratan ve hakkında internette ne gibi bilgilere ulaşıldığını kontrol eden kişilerin yakalandığı rahatsızlık.

Enfornografi: Pornografi ve enformasyon sözcüklerinden türetilmiş̧ bu kelime, “bilgi açlığını internette dindirmeye çalışma” olarak tanımlanıyor.

Blog İfşacılığı: Bilinmemesi ve yayılmaması herkes açısından faydalı olan bilgileri on-line yayınlama merakı.

Youtube-Narsizmi: Kendisini tanıtmak için sürekli kendi videolarını Internet sitelerinde yayınlama, yayınlatma.

Myspace Taklitçiliği: İnternette başka bir kişiliğe, başka bir role bürünme takıntısı.

Google Takibi: Tüm yakınları yada tanımadıkları kişiler hakkında internet üzerinden bilgi edinmeye çalışmak.

Siberhondrik: En ufak bir hastalık belirtisinde, doktora gitmek yerine internetten tedavi yöntemleri arama.

Ve daha fazlası. Var mı yakalandığınız?

Köpeklere de o kadar bağış yapıldı. Bu itler bunu görmüyor mu? Dekontlar onlara gitmiyor mu? :))

İhsan yerlerde. Neler oluyor? Köpek mi saldırdı? Vay ite bak! Bana kimse saldırmadı. Firuzan’a da havlamışlar. Bu turlarda nerede durmak lazım? Sanki en başta. Seni fark edene kadar geçersin, sonra arkandakindekini yakalar. En berbatı sonda olmak. Isıramadığı varsa en son sen ham olursun :))

Şaka şaka, sorun yok.  Bundan sonrası en güzel yollar. Lay lay lom durumları.

Köyde (Zerzevatçı) bir durum var, cami etrafında hayli çok araba. Neymiş? Umreye gidenler (veya gidecek olanlar) mevlit okutuyorlarmış. Din halen en geçerli malzeme. Çok merak ediyorum, insanlık ne zaman başka bir şey bulacak? Çok zor mu? Ölüm korkusu geçmez mi? İhsan kaçırıyor ağzından “Öbür taraf durumları”. Öbür tarafa mı gideceğiz? Hangi taraftansın? Taraftar mısın? Bir de şu laf çıkmıştı: taraf-bertaraf. Kimler geldi-kimler geçti? Kimseye kalmıyor. Kimi tahribat yapıyor, kimi onarım. Fark burada.

Caminin yanındaki kahvedeyiz. Çaylar, naneler, kahveler... Çaycı genç keyifli biri. Son gelişimizde kahve yapamıyordu, öğrenmiş. Sade kahvem iyi olmuş.

Elinde poşeti olan camiden geliyor. Firu merakta, nereden bu ekmekler? Yoksa camide mi dağıtılıyor. Yooo... Adam arabasını getirmiş tezgah açmış, 5 lira tanesi.  Hepimiz alıyoruz. Yani çoğumuz.

Acarlar önü kolay geçiliyor. Esas Kavacık kavşağı önemli. Bir düzenleme yapılmış kavşakta veya yapılmakta, halen bitemedi. Nereden gideceksin belli değil. Araba olsan işin zor. İyi ki bisikletiz, iterek gidiyoruz.

A.Hisarı sapağını bulmak her zaman stres altında olur. Köpekler de burada konuşlanmışlar. İhsan soldan kaçıyor. Ben de peşinden. Gültekin onlara vaaz çekiyor. Hazır Firuzan da yokken ciddi bir şekilde terbiye ediyor, veya çalışıyor (olup olamadığı gelecek sefer göreceğiz). Büşra bile yakalanıyor. Yaaa bu itler niye bu kadar hevesli ki?

Üsküdar’a kadar yol, biraz slalom, biraz orta şerit, biraz beklemece şeklinde geçiyor. Akort ayarı bile var arada.

Üsküdar veda noktası: Ali, Levent, Gültekin. Haydarpaşa başka bir veda noktası: Candan, İhsan, Mehmet, Büşra.

Biz de Haldun’la Kadıköy’de içilen bir meyve suyu sonrası Kızıltoprak’ı veda noktası yapıyoruz.

Yağmur dinmiş güneş açmış, 70 km pedallanmış. Daha ne olsun?


Haydoy’a yapılan bağışlar için tekrar teşekkürler.


























Zerzevatçı Şeker Çocuklar Turu: (Kızıltoprak)-Üsküdar-Beykoz-Akbaba-Dereseki-Zerzevatçı-Göreli-Kavacık-A.Hisarı-Üsküdar-(Kadıköy-Kızıltoprak)

Tur tarihi: 15 Şubat 2015
Kat edilen mesafe: 69,85 km.
Ortalama hız: 13 km/sa.
Bisiklete biniş süresi 5 sa. 22 dk., dışarıda geçen süre 6 sa. 51 dk. 
En yüksek sıcaklık 14 ˚C, en düşük 7 ˚C, ortalama 9,8 ˚C
İrtifa kazancı (çıkış) 860 m, kaybı (iniş) 886 m.

Garmin yol bilgisi Zerzevatçı Şeker Çocuklar









































video


Şeker Çocuklar

Haldun

Levent    

Gültekin    

Candan    

Düşra    

Mehmet    

İhsan    

Ali    

Firuzan    


Mustafa


Foto katkıları için Levent ve Haldun’a teşekkürler.