19 Eylül 2016

[bisikletle]Türkiye: Marmara (Bektaş–Tavaklı İskelesi)

26 Ağustos 2016, Cuma / Bektaş – Tavaklı İskelesi, 40 km. (13. gün)

Nedense akşam tilki uykusuyla uyudum. Rüzgar odanın bir penceresinden giriyor diğerinden çıkıyordu. Resmen tulumun dibine girip yattım. Ama serinlik güzeldi. Erken uyandım, 6 buçuk gibi. Biraz oyalanıp 7’yi az geçe hazırlanmak üzere kalktım. Saniye daha uyuyordu. Çantalarımı toplayıp tıraşımı olup evin önündeki verandada oturmuş manzarayı seyrediyorum. Hava bugün de rüzgarlı, deniz dalgalı. Ortasında sahil güvenlik bekliyor. Kimse Midilli’ye geçemesin. Yere düşmüş bademlerden tadıyorum; acı badem. Biraz incirlerin olgunlarından. Saniye de 9 gibi kalkıyor. Çayın demlenmesiyle kahvaltıya geçiyoruz.

Ehh artık ayrılma vakti (10.00). Saniye’ye veda (ve teşekkür) edip evin önündeki toprak yoldan dikkatlice asfalta inip köye doğru tırmanmaya başlıyorum. Hava açık, rüzgar var ve % 10’luk bir eğimle çıkan yol birazdan Gülpınar yoluna bağlanıyor. Sabah da olsa gelen var. Arada da giden. 3 km sonra Balabanlı köyü geliyor. Bölgeye has taş burada da kullanılmış. Eski evler elden geçip toparlanmış.

İnişli çıkışlı bir yoldayım. Hiç düz sürmüyorum. Hava rüzgarlı, güzel bir serinlik. Şimdilik batı-güneybatı yönüne gidiyorum. Rüzgar ya arkamdan ya da yandan esmekte. Yol boyunca geçtiğim köylerden denize doğru inen yolların başında otel-pansiyon-lokanta-spa gibi reklam panoları bolca. Kocaköy’de yol kenarındaki teknik ekip Babakale’ye buradan da inileceğini söylüyor ama maalesef yol toprakmış. Vaz geçmemiş olsaydım buradan inip diğerinden çıkarım diyordum ama olamayacakmış. Eski adı Külahlı olan Gülpınar köyüne girdim. Burası bölgenin en kalabalık yerleşimi. Jandarması da var. Bir de Apollo Smintheion antik kenti. Ziyaret etmeden önce bir sodayla susuzluğumu gidermeye çalışıyorum. Bir de Cumhuriyet alıyorum.

Tanrı Apollon’a ait Smintheion Kutsal Alanı, 1853 yılında Troas bölgesine harita çalışması için gelen İngiliz Admiral R.N. Spratt tarafından bilim dünyasına duyurulur. R.P. Pullan 1866 yılının 13 Eylül-22 Kasım tarihleri arasında “Society of Dilettanti” adına Gülpınar’da kazılar yapar ve tapınağı arkeoloji dünyasına ayrıntılı olarak duyurur. 1980 yılında tekrar başlatılan bilimsel kazı ve onarım çalışmaları bugün de devam etmektedir. Alana girdiğimde kazı ekibini çalışma halinde buluyorum. İon stilindeki tapınak bir kısmıyla ortaya çıkmış. Büyük hamamda ekip toplanmış görüşme halindeler. Bir başka köşede bir vinç taşları yerlerinden kaldırıp başka yerlere dikmekte. MÖ 2. yy’ın ortalarında yapıldığı tahmin edilen Aleksandria Troas’a hizmet veren Apollon Smintheus Tapınağı, Roma Dönemi’nde Tuzla Çayı üzerine inşa edilen bir köprüyle işlevini sürdürmüş.

Apollon Smintheus Kutsal Alanı'nda (Smintheion) sürdürülen arkeolojik kazı çalışmaları sırasında MÖ 5000 civarına tarihlenen bir prehistorik yerleşime ait kalıntılar tespit edilmiştir. Söz konusu prehistorik yerleşim Batı Anadolu kronolojisinde problemli olarak bilinen Orta Kalkolitik Dönem'e tarihlenmektedir. Batı Anadolu kültür tarihinin en az bilinen dönemlerinden biri olan Orta Kalkolitik Dönem aynı zamanda birçok Ege adasının ilk kez yerleşilmeye başlandığı ve Batı Anadolu ve Ege dünyasında kültürel etkileşimlerin ve ticaretin artmaya başladığı bir dönemi temsil etmektedir. Böyle baktığımızda 7 bin yıllık bir yerleşimin üzerinde bulunmaktayım. Bu da çok heyecan verici. Düşünsenize burada insanlar yaşamış-dolaşmış-yemiş-içmiş-sevişmiş... hayat var bu topraklarda. Zaman makinesi ne zaman bulunacak? Çok isterdim zamanın içinde seyahat edebilmek. Sadece izlesem bile yeter. Muhteşem bir yer, görülmeyi hak ediyor.

Apollon Kültü ve Anadolu. Smintheion kutsal alanı, eski çağlarda Troas'ın önemli kült merkezlerinden biridir. Tanrının Troas bölgesinde onurlandırılmasını, öncelikle Homeros'un İlyada destanındaki "Leto ile Zeus'un oğlu Apollon, güzel saçlı Leto'nun doğurduğu" anlatımından ve Akhilleus'un büyük öfkesine neden olan olaylardan öğrenmekteyiz. Tanrının fare sminthos epithetonu ile tanınması, ilk kez Troas bölgesinde karşımıza çıkar. Kültünün Troas bölgesin ilk kez ortaya çıkışı, hiç kuşkusuz bir kuruluş söylencesi ve İlyada destanındaki kimi olayların sağlıklı bir biçimde yorumlanmasında yatar. Apollon kültünün doğuşunda tarlafarelerinin verdikleri zararların ve getirdikleri felaketlerin büyük payı vardır. Apollon güçlü kralları, halklarına karşı yaptıkları haksızlıklardan ötürü farelerle yayılan veba salgınlarıyla cezalandırmasını bilmiş, hakkın yerine ulaşmasına aracı olmuştur. Mysia dilinde fareye "sminthos" denmesi, Troas'a göç edenlerin bu sözcüğü ve Smintheus kültünü ilk kez burada tanımaları, kültün Troas'a özgü olduğunu akla getirir.

Gülpınar sonrası yönüm kuzeye dönüyor, beraberinde de sert bir karşı rüzgar esiyor. Kuvvetli ama! Neredeyse [e]’siz gidilemeyecek. Açıyorum desteği ve devam ediyorum pedallamaya. 21. km’de ilk % 20 tükeniyor. Saat 12’yi göstermekte. Buraya kadar yol hiç düz olmadı sabahtan beri, ya indim ya çıktım. Şimdi nihayet düzeliyor, ama çok sert karşı rüzgar esmekte. Dinmedi bir türlü. Ve Tuzla’dayım. Artık bir mola zamanı. Etrafta ne de çok motosiklet park etmiş. Anlaşılan herkesin motoru var. Çaycıdan istenen bir çay (50 krş) eşliğinde biraz nefeslendim. Bir çay daha, derken masaya bir köylü oturuyor ve “yorulmuyor musun bununla giderken” sorusuyla başlıyoruz laflamaya. Ben de ona beleş dolaşmanın zevkini anlatıyor, o da bana buradaki sıcak su kaynağını, ekilen biçileni... Derken bir köylü daha katılıyor ve üçlü olarak devam ediyoruz laflamaya. Merak hep yorulup yorulmadığım oluyor. Onların soruları hoşuma gidiyor, cevaplamak, bir şeyler göstermek, belki bir ışık yakmak... Bu gezilerin en güzel yanı; temas. İnsanla insanın teması, paylaşımı.

Şahan’la telefonlaşıyoruz. Fazla kalmadı diyor, Kösedere’yi de geçince Tavaklı İskelesi’ndesin. Ben de basıyorum pedallara, yol gene inişli çıkışlı oldu. Etraf çok güzel görünüyor. Yemyeşil değil belki ama tarlalarda biberler, mısırlar ekili. [e], 30 km/13.30, eksilen % 40 oluyor. Rüzgar gücünü hiç düşürmüyor, olanca kuvvetiyle karşıdan esmekte. Babadere geçiliyor, Kösedere geçiliyor ve Tavaklı İskelesi yazısı geliyor. Şöyle 2 km kadar devam edip verilen tarif noktasını bulduğumda Şahan’ın tatil köyüne gelmiş oluyorum.

En son 2 sene önce İstanbul’da pedallamıştık Şahan’la. Ardından Barcelona’dan başlayıp İtalya’da sonlandırdığı bir tura gitmişti. Beyaz Bisiklet adlı program sayesinde tanışmış, kısa zamanda samimi olup, güzel bir dostluk başlattık. Bisiklet kardeşliği de diyebiliriz.

Şahan bana kalacağım odayı gösteriyor. Duş ve denize nazır bahçede içilen çaylar, sohbet, tuğlaların taşınması, akşam yemeği (domates çorbası+börek+salata+taze fasulye) ve sahilde iki uca yapılan yürüyüş. Deniz önünde olan çok şanslı villalar var. Bazıları site. Arkada kalanlar hapı yutmuş ama. Hemen önünde bir ev pek iyi olmamış. Şahan’la triatlon üzerine konuşuyoruz. 2 yarışa katılmış ve çok keyifli olduğunu söylüyor.









Bektaş – Tavaklı İskelesi

Tur tarihi: 26 Ağustos 2016
Kat edilen mesafe: 40,05 km.
Ortalama hız: 16,2 km/sa.
Bisiklete biniş süresi 2 sa. 27 dk., dışarıda geçen süre 4 sa. 40 dk.  
En yüksek sıcaklık 36 ˚C, en düşük 26 ˚C, ortalama 30,8 ˚C
İrtifa kazancı (çıkış) 444 m, kaybı (iniş) 647 m.
En düşük irtifa 9 m., en yüksek 353 m.
Garmin yol bilgisi Bektaş–Tavaklı İskelesi



Saniye ve Arslan’ın evi, Bektaş



Midilli, Bektaş


Saniye ile, Bektaş





Apollo Smintheion, Gülpınar 














Şahan’ın tatil köyü, Tavaklı İskelesi 



















27 Ağustos 2016, Cumartesi / Tavaklı İskelesi. (14. gün)

Çok keyifli bir uyku çektim. Belki havadan, belki sessizlikten, bilemiyorum ama dinlenmiş olarak uyandım. Kafamı odanın kapısından çıkartıp etrafı seyrediyorum. Şahan kalkmış, çimleri suluyor. Ben de öndeki bank masaya oturup biraz notlarımı aktarıyor, sonra sulama işine yardımcı oluyorum. Kocaman yangın hortumu ile bungalovların arasında dolanıp ağaçlara, çiçeklere, çimlere bolca su veriyorum. Ne keyifli bir duygu. Yeşilleri besliyor, onlara can veriyorsun. Su, ne de önemli yaşam için.

Burası köye 3 km uzaklıkta. Bugün iskelesi yok ama geçmişte buradan meşe palamudu ihracatı yapılırmış. Köyün antik çağlardaki ismi Larissa'dır. Daha sonra Tavuklu olarak değiştirilmiş ve son olarak Tavaklı halini almıştır. Bir rivayete göre de "Duvaklı"dan gelmektedir. Gelin olup köyden ayrılan kızlar en yüksek tepeye çıkıp tüm köyü ve etrafını seyrettiklerinden tepeye "duvaklı" denmeye başlanmış, sonra bu ad değişerek "tavaklı" olmuştur. Köy Sakar Dağı’nın eteğinde, 200 m rakımda.

Kahvaltımızı hazırlayıp, bugün mutfak personeli izinli, dışarıda masada hem doyuyor hem geceki sohbetimize devam ediyoruz. 2. gün de kalmaya karar verdim, Şahan’a da yardımcı olacağım. Bahçeye bordürler örmek istiyor. Dün bir kısım hazırlık yapmıştık. Eksik tuğlaları da bugün alıp devamı yapmak istiyoruz. Çimento karmak, tuğla örmek ilk defa yapacağım bir iş. Akıl ve mantıkla yol alıyoruz. Haliyle daha çok deneme yanılma usulü. Şahan da bu işi ilk yapmakta :))

Bir miktar yol aldıktan sonra eksiklikleri tamamlamak için Ezine’ye inmekteyiz. Yarın bu yolu pedallayacağım, görmüş de oluyorum. Tabii araba başka bir şey, basıyorsun gaza her yeri tırmanıyor. 30 km yolu çabucak aldık. Böyle olunca aradaki farkı görüp yeni değerler buluyorsun. Sabır, belki de sadakat. Veya ne?

İnşaat malzemeleri dışında akşam için yemeklik malzeme de alıyoruz. Menemende karar kıldık. İşimizi bitirip dönüş yolunda (ilk yerleşimi 1350 yılına kadar geri giden) Kemallı köyüne uğrayıp Şahan’ın yağ aldığı ‘Yağhane’ye uğradık. Geleneksel usulde sıkım yapmaktalar. 52 yılından beri, dededen kalma olduğunu söylüyorlar. Şu an 4. nesil iş başında. İbrahim Bey bana hem çevreyi gezdiriyor hem de izahatta bulunuyor. Hemi de cep telefonundaki videoları gösteriyor. Etkili bir sunum yağ almamı sağlıyor. Kargoyla İstanbul’a sipariş veriyorum. Sızma 20-TL/kg, çiğ 30-TL/kg. Çiğ dediği sıkılmadan zeytinden damlayan yağ. Çok merak ediyorum tadını. Isıtmadan kullanacağız.








Çiğ yağ nedir? Yere düşmeden, darbe almadan, bekletilmeden, granit taş değirmenlerde hamur haline getirilen zeytin taneleri, özel torbalara alınır. Üst üste yığılan ve taşla ezilen özel torbalardaki zeytinlerden yağ süzülür. Hiçbir işlem görmeden, sulu baskı uygulanmadan, damla damla, kendi kendine süzülen bu yağ, Çiğ Yağ olarak adlandırılıyor.

Çiğ Yağ, her zeytin sıkım işleminde çok az miktarda çıkan, bu nedenle çiftçinin genellikle sadece kendisi için ayırdığı değerli bir yağdır. Halk arasında zeytin sütü, burun, tekne, kavata yağı olarak da bilinen bu yağ, zeytin meyvesinin tüm şifasını, tüm doğallığı ile içinde barındırır. Filtre edilmediği için rengi berrak değildir.

Becerebildiğimiz kadar duvar işine takılıyoruz. Sonra yorgunluk bastırıyor. Devamlı eğil bükül, kaldır getir yordu ikimizi de. Şahan denize ben duşa koşuyorum.

Akşam ben menemen yapıyorum, Şahan da pirzolalarını. Bir de çoban salata yanına. Daha ne olsun :)) Tatil köyünü kiralamış şirketin elemanları da zaman zaman gelip gidiyorlar. Şanslılar bence, böyle bir yerde konaklamaktan ve çalışmaktan. Gece yarısına kadar din-tanrı-bilim-kurgu-opera-gastronomi-bisiklet-Barcelona-hırsızlık... şeklinde sürdürüyoruz muhabbeti. Serin bir gece, ikimiz de üzerimize daha kalın şeyler giyme ihtiyacındayız. Yarın Abbas olacağımızdan bastıran uykuya da fazla direnmeden odalarımıza çekiliyoruz.




15. gün (devamı) Tavaklı İskelesi–Ezine - 11. gün (öncesi) Arıklı-Bektaş